Beşeriyeti Unutmayanlar Mutlu Ediyor

Çalışanlarda yüksek düzeyde olmasını istediğimiz memnuniyet, bağlılık, isteklilik dediğimiz olgular; çalışanların düşünce ve algılarını ifade ediyor. Düşünce ve algılar ise bazen duyguları yaratıyor bazen de duygulardan tetikleniyor. Bu sebeple, anket sonuçları vb. bilimsel verileri doğru okuyabilmek için yaşanmışlıkları ve hissiyatı anlayabilmek büyük önem taşıyor.

3,5 yıldır 1000’i aşkın sayıda ve çeşitli sektörlerden mavi yakalı çalışanlarla; çalışan memnuniyeti çerçevesinde yaptığım odak grup çalışmalarında birinci ağızdan dinlediklerim, yerinde gözlemlediklerim mavi yakalıları anlamada zengin bir birikim yarattı. Bu birikim yalnızca alınmış notlar ve yazılmış raporlardan ibaret değil. Buz dağının altını görmemi sağlayan esas birikimi samimiyetle paylaşılanlar oluşturuyor. Anılar, özel yaşanmışlıklar, kendini gizlemeyen gözler, bazen göz pınarlarının ucunda kalan bazen de süzülüp akan gözyaşları, kırgınlıklar, kızgınlıklar, ümitsizlik, eskiye duyulan özlem, her şeye rağmen kuruma duyulan sevgi gibi hissiyatın göstergeleri… Bu göstergelerin altında neler yattığına bakalım mı?

Mavi yakalıların kırgınlıkları, kendilerini değersiz hissetmelerinden geliyor. Eskiden şirketin eli-ayağı olduklarını, şirketin onlarla var olduğunu çok net hissederken, bugünlerde hiçbir mavi yakalı böyle hissetmiyor. Geçmişte direkt şirketin sahibi veya en tepe yöneticisi ile iletişim kuruyor iken bugün genç mühendislere kalmış durumdalar. Bu mühendislerin çoğu insan yönetmeyi, insanlarla sosyokültürel farklılıkları dikkate alarak iletişim kurmayı bilmeyen, kafasını bilgisayardan kaldırmayan, kendini bir an evvel ispatlayıp daha üst mevkilere çıkmanın derdinde olan, bu derdi nedeniyle bulunduğu yeri ve o yerdeki insanları gelip geçici gören gençler… Bir de mavi yakanın kendi içinde çıkmış formenler var. Onların çoğu da yine insan yönetmeyi bilmiyor, bilse bile yetkileri o kadar kısıtlı ki etkili olamıyor.

Oysaki eski şirket sahipleri, babacan/anaç patronlar işçisiyle birlikte aynı gemide olduğunu her daim hissettirirdi. Nasıl mı; senede bir kere de olsa işçisiyle aynı kıyafeti giyip onların yaptığı işleri bizzat yapardı, tehlikeli işlerde çalışanları “kendine dikkat et oğlum” diyerek uyarırdı, çay molalarına sıklıkla iştirak eder ve orada işleri değil işçilerinin beşeri hayatını sorardı, çözüm üretebileceği özel problemleri olanları ayrı bir zamanda odasına çağırır dinlerdi ve mutlaka problemi çözerdi, şirketin başarılarını işçilere bizzat (ve hatta evlatlarım vb. diye) hitap ederek onlara da anlatır ve teşekkür ederdi. Yani yalnızca işler kötü gidince hesap sorup göz dağı vermek için karşılarına çıkma veya birilerini gönderme, iyi şeyleri de e-posta veya panoya asılan 2 cümle ile kutlamayı asla yapmadılar. İşçiye yakın oldular, değdiler. Tüm bunları bir politika olarak yapmadılar aslında, içlerinden geldiği için, içtenlikle yaptılar. Bu içtenlik de çalışanlarca aynen hissedildi yıllarca.

Sonra ne mi oldu? Şirketler büyüdü, kurumsallaştı, eski dediğimiz şirket sahipleri yerlerini bir sonraki nesle onlar da işleri profesyonellere devretti. Kurumsallık gereği organizasyon şemaları yapıldı, hiyerarşiler doğdu. İşçiler çoğu şemada görünmez oldu veya tek kutuya sığdırıldı. Şemalardaki bu gösterim günlük hayatta da böyle oldu. Hiç kimse değmemeye başladı mavi yakaya. Yakaların rengi gibi dünyaların da ayrı olduğu zannedildi. Performans sistemleri ve hedefler ortaya çıktığından beri ise yalnızca rakamlar konuşulur oldu kurumlarda. İşçiler de rakamlar gibi görülür oldu.

Örneğin esnek çalışma sistemi, kurumun verimlilik rakamlarına çok fayda sağlayan bir uygulamaydı. Ama bunun işçilere getireceği olağanüstü mutsuzluk göz ardı edildi. Daha doğrusu hiç akıllara gelmedi. Esnek çalışma gereği; mesaiye gelmeye 1 saat kala “bugün senin bölüm çalışmayacak, biz tekrar haber verene kadar izinlisin” denilmesinin işçinin yaşamında yarattığı belirsizlik ve böyle belirsizliklerin yakadan bağımsız her insan için demotive edici etkileri olacağı gerçeği görülemedi. Çünkü, dedim ya, yalnızca rakamlar vardı artık çalışma yaşamında, çünkü profesyonellik bunu gerektirirdi, beşeriyet olmasa da olurdu. Hem zaten organizasyon şemasında işçiler kime bağlıysa o sorumluydu her şeylerinden, yoksa organizasyon şemasının ve kademelerin ne anlamı vardı. Mavi yaka’dan sorumlu görülen o kişiler eski günlerdeki enerjiyi verebildiyse mutlu oldu mavi yaka, veremediyse mutsuz… Çoğu yerde verilemediğini biliyoruz, çoğu yerde mavi yakalı çalışanlar mutsuz…

Mutsuzluğu azaltmak için acil olarak yapılıp oldukça büyük etki yaratacak şeyler var tabi ki. Her yöneticinin konumuna göre uygun olacak sıklıklarda iletişim kurması ve burada fark ettiği problemlerin çözülmesini sağlaması oldukça kritik. Bunun yanında formen, teknisyen, mühendis ve şef gibi mavi yakayı doğrudan yöneten pozisyonların liderlik tarzının bugünkü mavi yakaya uygun hale getirilmesi de çok önemli. Y kuşağı yalnızca beyaz yakada yok, mavi yakada da beklentilerin değiştiği gerçeğinin anlaşılması şart. Yani işin sırrı mavi yakaya içtenlikle yakın olmakta, onları anladığını somut aksiyonlarla göstermekte yatıyor.

Zehra Altın Koç

Paylaş
 

E-Bülten

Adisa ile ilgili haber, duyuru ve yeniliklerden haberdar olmak için lütfen e-bültenimize kayıt olun.