Gerçek 'Uzman'​ lar Aranıyor

Şu anda özel bir şirkette "UZMAN" olarak çalışıyorum. Yüksek lisansımı tamamladıktan sonra "UZMAN YARDIMCISI" olarak burada işe başladım. Burası benim ilk işyerim, ilk göz ağrım :) 

İşe girdiğimde işimi iyi yaparsam 2 yıl içinde "Uzman" olacağımı söylemişlerdi. 

Öyle de oldu, diğer tüm arkadaşlarım gibi. "Uzman" oldum mu gerçekten ? tartışılır.

İlk 6 ayım çok güzeldi. Başlar başlamaz diğer arkadaşlarla birlikte 1 haftalık oryantasyon programına katıldık. Arkadaşlarla bir arada olmak , dertlerin, heyecanların benzer olması güzeldi. Sonra departmanlarımıza dağıldık. 

Benden daha tecrübeli ağabeylerim/ablalarım iş vermeye başladılar, takıldığımda onlara sordum. En büyük yardımcım departman asistanımız oldu. Sağ olsun, hangi dosya nerede, sistemlere nasıl giriş yapılır, hangi bilgiyi kimden isteyebilirim hepsini öğretti. Kendisine ne kadar teşekkür etsem azdır.

İlk 6 ay boyunca, her gün yeni bir şey öğreniyordum. Farklı farklı sistemleri tanıyor, sistemden çektiğim verilerle istenen raporları hazırlıyordum. Genelde verilen işleri de zamanından önce bitirebiliyordum. Terminler uzundu açıkçası, herhalde benden öncekiler o sürelerde yaptıkları için böyle belirlenmişti. Çoğu zaman ofiste boş zamanım kalıyor, sıkılmamak için internetten boyuna araştırma yapıyordum. 

İlk 6 aydan sonra öğrendiğim yeni şeylerin git gide azaldığını fark ediyordum. 1. senenin sonunda geriye dönüp baktığımda ne çok şeyi ne kadar çabuk öğrendim diye kendimle gurur duymuyor değilim. 

Yöneticimle yaptığımız yıllık değerlendirme toplantısında hala "pişmem" gerektiğini, "kumaşımın iyi olduğunu", yıllar geçtikçe daha fazla deneyim kazanarak kendimi geliştireceğimi söylemişti. Bana çok inandırıcı gelmedi. Sadece kendi departmanımda diğer arkadaşlarıma bakarak, yöneticimi örnek alarak ne kadar gelişebilirim ki? Ben üniversiteden bu işin uzmanı olarak çıkmadım ki? Kişisel gelişim adı altında iletişim, zaman yönetimi gibi eğitimleri katalogdan seçip gidiyoruz ama mesleki gelişim adına hiç bir şey almıyoruz. Okuyun, araştırın, sorun, kendinizi geliştirin diyorlar. Ona da “eyvallah” diyoruz  da neyi hangi kaynaktan nasıl öğrenmeli? Hangi kaynak güvenilir? Bu işi deneyimlemiş olanlar ne tür hatalar yaptılar? Nasıl öğrendiler? Bu konuda kim destek olacak bize, kim yönlendirecek? Nasıl ulaşacağız doğru kişilere? Herkes nasıl başardığını anlatıyor, nasıl başaramadığını anlatan yok !

Neyse, gel gelelim, bu kaygı ve düşüncelerle 2. senenin sonuna geldim. 

2. senenin sonunda verilen işleri "beklenen hız ve kalitede" yaptığım için unvanımı "Uzman" olarak değiştirdiler. 

Terfi etmiştim. Ailem mutlu oldu. Maaşım arttı. Onun dışında hayatımda bir şey değişti mi derseniz pek değil. Tabi herkes Uzman olurken "Uzman Yardımcısı" olarak kalmayı da istemezdim. O ayrı. Ama hala aynı işi yapıyorum. Hala raporlar hazırlıyor, bu raporların hangi toplantılarda ne amaçla kullanıldığını gözümle net görmemiş olsam da haftalık, aylık raporlarımı aksatmadan yöneticimin önüne koyuyor, raporların sonuçları ile ilgili yorumlarımı yöneticime iletiyorum. 

Biraz daha sabredersem, "Yönetici" olmam ihtimal dahilinde. Performansı iyi olanları bir değerlendirmeye alıyorlarmış, yönetici olabilir mi diye bakıyorlarmış. O sınavdan geçmem lazım. Bir de yaratıcı bir proje geliştirmem lazım. Nasıl geliştirebileceğim bilemiyorum. Sınavdan ya geçemezsem diye kaygılanmıyor değilim. Geçen sene yapılan değerlendirmede ne yaptıklarını arkadaşlara sordum, ama sorarak olmuyor bu işler. Kendimi geliştirmem lazım. Nasıl geliştireceğim dersen, al işte o da ayrı dert. 

Yönetici olursam, stajyerimizi ve muhtemelen 1 Uzman Yardımcısı arkadaşı bana bağlayacaklar. Yöneticilik yapmaya başlayacakmışım. İşlerin angarya taraflarını onlara paslayabileceğim nihayet ..

Yönetici olursam, toplantılara da katılabileceğim, fikrimi doğrudan iletebileceğim. Şimdi genelde yöneticimiz bize fikrimizi soruyor, sonra o bu fikirleri toplantıda üst tarafa iletiyor, kim bilir neyi nasıl iletiyor, Allah bilir. Yönetici olduğunda daha fazla söz sahibi olmak güzel olacak. 

Bir de İK "Yönetici Gelişim Programları" organize ediyor. Bütün yöneticileri 2-3 gün şirket dışında kampa götürüp ünlü konuşmacıları getirtip yöneticileri eğitiyorlar. 

Biz de büyüyüp "Yönetici" olduğumuzda gelişebilecekmişiz. İnşallah J

Şimdi performans değerlendirme görüşmesi sonrasında "Akademi" kataloğundan 2-3 eğitim seçiyoruz. Eğitimlere katılmış arkadaşlara soruyoruz hangi eğitim iyi diye, ona göre seçiyoruz. 

İK her yıl çalışanlara aldırdığı eğitim saati üzerinden performans değerlendirmeye tabi tutuluyormuş. Biz de seçiyoruz, gitmemezlik etmiyoruz. Yazık, performansları etkilenmesin. 

Açıkçası bu eğitimlerin gelişime fayda sağladığından şüphem var. Dinleyince güzel de 3 tane 1 günlük eğitim alsan ne olur almasan ne olur? Ben bu şekilde geliştiğimi düşünmüyorum.

Diye devam ediyor sevgili “Uzman”larımızın dertleri…

Bilmem tanıdık geldi mi hikaye? Şu anda çalışma hayatında aktif bir çok "yönetici olmayan" “Beyaz Yakalı” ofis çalışanın hikayesinde ortak yönler vardır. 

Kanımca, şu an şirketlerde en fazla ihmal edilen, göz ardı edilen grup “Uzman” grubu. Unvanlarından başlayarak konumlandırılması netleşmemiş bir grup. “Uzman” olmaktan ziyade çoğu zaman yönetici yardımcısı olarak çalışan, bulundukları alanda “uzman” olup olmadıkları tartışılan, bir yandan “uzman” olabilmeleri için gerekli yatırımlardan mahrum bırakılan, “Hele bir yönetici olsun, o zaman bakarız” denilen çalışan grubu. Büyük bir çoğunluğu üniversite mezunu, yabancı dil bilen, işe girene kadar eğitim ve staj hayatında bir çok sınavdan geçmiş, kendini geliştirmek arzusu en yüksek, gelişmenin ve başarının karşılığını görmek isteyen ve bu anlamda talepkar olduğu için zaman zaman “Sabırsız”, “Şımarık” olarak adledilen grup. Beyin göçü denildiğinde, ilk akla gelenler. İşten ayrılma oranlarında öne çıkan, çalıştıkları şirketlerden daha çok, işlerine ve çalışma ortamlarına bağlanan kesim. “Yeni nesli motive etmek imkansız” denilerek hedef tahtasına konulanlar.

“Uzman”larımızın penceresinden baktığımda haksız da sayılmazlar. Kurumların geleceğinde söz sahibi olacak, “Uzman Yardımcısı” veya “Uzman” olarak çalışan arkadaşlarımızı her anlamda geliştirme ve yetiştirme sorumluluğumuzu yeterince yerine getirebildiğimizi düşünmüyorum. Bir çok şirkette, “Ekip Lideri Gelişim Programı”, Yönetici Gelişim Programı”, “Lider Gelişim Programı” vb adı altında bir çok gelişim yatırımı varken, “Uzman”larımız için gelişim programı tasarlayan, gelişim okullarını hayata geçiren şirketler oldukça sınırlı. Koçluk, mentorluk uygulamaları halen belli kesimlere yönelik. 

Oysa tam tersi olmamalı mı? Çalışanlarımızı, gelişime en aç ve açık oldukları; ücret, statü, iş-özel yaşam dengesi gibi beklentilerinin ikinci planda olduğu dönemde geliştirmeli, yönetici olduklarında da bu gelişim yatırımlarının karşılığını bekler olmamalı mıyız? Gelişim dahil, tüm fırsatlar yönetici olduktan sonra görünür hale geliyorsa, uzmanlarımızın ne yapıp edip bir an önce yönetici olmayı istemeleri normal değil mi? Üstelik birçoğu gerçek anlamda yönetici olmayı istemezken. Bu taleplerle başa çıkamayan birçok şirketin, içi boş unvanlar dağıtmak yerine, işi anlamlı hale dönüştürmesinin ve gerçek anlamda gelişime kafa yormasının zamanı gelmedi mi? 

Gelişim yatırımları ile birlikte “Geliştirdiklerim ya giderse?” korkusunu da terk etmek elzem. Geliştirmeden elde tuttuğumuz her “Uzman” “Personel Maliyeti” yaratmaktan öteye geçmiyor. Bu durumda da, az, öz ve gerçek anlamda geliştirebildiğim "uzman" gücü ile yola devam etmek gerekiyor. 

 

Patricia Gazze

Paylaş
 

E-Bülten

Adisa ile ilgili haber, duyuru ve yeniliklerden haberdar olmak için lütfen e-bültenimize kayıt olun.