Takipçi Olma, Özgün Ol

Gerek kişi gerek şirket olsun, etrafınızdaki başarı hikayelerine baktığınızda hemen hemen hepsinin kendine has, özgün bir hikayesi olduğunu görürsünüz. Cesur ve kararlı adımlarla zaman içinde örülmüş başarı hikayesi içinde, anlaşılmamanın, kabul görmemenin, onaylanmamanın yaşandığı anlar ve buna rağmen genel görüşe meydan okuyup bildiği yol ve yöntemle kararlılıkla ilerleyen bir tavrı fark edebilirsiniz.

Bununla birlikte, “özgün” olmak, “kendine has” olmak, bir çok kişi ve şirket için ülkemizde halen kaygı verici bazen de korkutucu bir olgu. “Özgün” olmak yerine diğerleri gibi olmak, “kendine has “ olmak yerine takipçi olmak çok daha güvenli ve sağlamcı bir seçim olarak görülüyor. Bir de işin kolaycılığına kaçma eğilimi var tabii.

“Tekerleği yeniden icat etmeye, Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok” yaklaşımının arkasına sığınarak, yapılmış olanı aynen almaya, hatta kopyalamaya dayanan bir zihniyeti sıkılıkla görüyoruz.

Bunun en çarpıcı örneği, ismine “Benchmarking” dediğimiz ve kurumsal hayatta sıkça başvurulan yönetim ve gelişim modeli. Yüksek standart olarak belirlenmiş bir çıtaya göre kendi bulunduğunuz yeri ve iyileştirme fırsatlarını keşfetmeye yönelik bu çalışma, ülkemizde, yüksek standart olsun olmasın verilerine/uygulamalarına ulaşılabilen tüm şirketlerin, uygulamalarını öğrenmek ve mümkünse çoğunluğun yaptığını aynen kopyalamak için kullanılan bir yöntem halini almış durumda.

Bir modeli, uygulamayı hayat bulduğu kültürel çevreden kopartıp farklı bir çevrede uygulamaya kalktığınızda aynı sonucu vermeyeceği gün gibi açıkken, aynısını kopyalamak konusunda bayağı tutucu olduğumuzu söyleyebilirim.

Danışmanlık hizmeti almak üzere bizi çağıran şirketler sıkça bize, önerdiğimiz modeller veya çözümler ile ilgili “Benchmark” sorarlar. Sorunun altındaki kaygıyı hemen hissedersiniz. Kaygının tercümesi: Bunu uygulayan ilk biz mi olacağız? İlk bizsek hata yapma ihtimalimiz yüksek, varsın bunu değil de diğerlerinin yaptığını yapalım vb.

Cesaretin, girişimciliğin, hata yapmanın teşvik edilmediği ve hatta cezalandırıldığı kültürlere sahip şirketlerde; -ki ülkemizde bolcana bulunmakta- bu kaygılara daha sık rastlıyoruz.  

Kültürel dönüşüm arifesinde değerlerini yeniden tanımlamak isteyen bir şirkette bile “Sektörden benchmark” talep edildiğini duyduğumda kulaklarıma inanamamıştım...

Bir danışmanın elinde benchmark her zaman vardır, yoksa bile günümüzde kolaylıkla ulaşılabilir niteliktedir. Oysa ki değerli olan "benchmark"ı sunmak değil, kurumun dinamiklerini doğru anlayarak kuruma en uygun çözümü/modeli/yaklaşımı  geliştirmek ve bu yolla kurumun rekabetteki özgün konumuna katkı sağlamaktır.  

Özetle, her insan tek ve özel olduğu gibi her kurum da tek ve özeldir. Kurumun ruhunu anlamadan uygulanan benchmark veya şablon modeller ile sürdürülebilir başarıya ulaşmak oldukça zor.

Umarım önümüzdeki günlerde, olanı değil, olmayanı; denenmişi değil denenmemişi yapma iştahına sahip olanları özgün olma yolunda  daha cesur adımlar atarken görürüz.

Patricia Gazze

Paylaş
 

E-Bülten

Adisa ile ilgili haber, duyuru ve yeniliklerden haberdar olmak için lütfen e-bültenimize kayıt olun.